26 Nisan 2026 Pazar

Yeniden

merhaba co;

nasılsın? umarım iyisindir. bugün uyandıktan sonra oturma odasına, annemin yanına gittim. öylesine sohbet ettiğimiz esnada konu konuyu açtı ve ezgi ile anıl hakkında ben yine konuşmaya başladım. ardından "anıl ile biz neyiz" videolarını belki 15. sefer izledim annem ile beraber. duygusal bir insanım biliyorum da o video boyunca gözlerim dolu dolu, tüylerim diken diken seyrettim. muhtemeldir ki kendimi bulduğum şeyler oluyor o video da ve aynı şekilde sanki hayatımda var olan insanlarmış gibi mutlulukları ile mutlu oluyorum. ondandır ki biraz yine geçmişi yad etmek adına öyle google da dolanıyordum. captain blues adı altında bir blog olduğunu biliyordum, ona bakarken bir anda kendimin de geçmişte bir şeyler karaladığını anımsadım ve okudum onları. tuhaf bir histi. şimdi müsadenle sana biraz içimi dökmek istiyorum. 

23 yaşımın ortalarından sesleniyorum şu an sana. buraya yazmayalı çok şey değişti hayatımda. Bilgisayar mühendisliği öğrencisiyim en başında ardından "kırgınlık" diye bir blog yazmışım ya hani orada bahsettiğim X kişisi vardı, onunla ilgili anlatacaklarım var. ben buraya son yazmamdan sonra istanbul marmara üniversitesi bilgisayar programcılığını kazandım. orada 2 sene okudum. hızlıca geçmeyip detaylara giriyorum yüksek müsadenle.

2023, 6 şubat depremi, hepimizin hayatında büyük değişikliklere sebebiyet veren o gün. biliyorsun ki bende malatya da yaşıyorum ve etkilenen 11 il arasında bulunduğum şehir de vardı. şöyle ki o sene ben 3. kez sınava girecektim, 2. mezun senemdeydim yani. arf eğitim kurumlarında dershaneye gidiyordum. o gün haftasonuydu diye hatılıyorum, pazar olması lazım. malum X adlı kişi ile sohbetimiz o süreçte devam ediyordu. biz o kişiyle o gece as a bellow adlı korku. filmini izledik. gece 12-1 suları olması lazım seyrettiğimizde. şöyle de bir detay var ben yaklaşık bi 10 sene sonra ilk kez o gece korku filmi izlemiştim. ardıdan film bitti, baya kar yağışı olduğu için sonra ki gün dershanem tatil oldu ve ben o mutlulukla geç yatmaya karar verdim. o filmden sonra da after life adlı diziyi açmıştım. ondan 1-2 bölüm seyrettikten sonra uyumaya hazırlandım. o sırada hatırlıyorum saat 4.14 gibi bir şeydi. haliyle tam uykuya dalmadan depreme yakalandık. bu süreci birazcık geçiyorum, hatırlanmaya değecek anlar değildi malum. ardından biz istanbul'a abimin yanına gittik, ben 3. kez sınava istanbul da girdim. bu süreçte sanırım durumun ehemmiyetinden dolayı, evde olmama ve birisinin benimle ilgilenmesinin hoşluğu ile biz bu X adlı kişi ile bir yola çıktık. inanır mısın nasıl oldu, nasıl gelişti bilmiyorum ama oldu işte. kalbin kendine has sebepleri vardır ya hani, o misal. ardından dediğim gibi ben üniversiteyi orada kazandım, bu kişi bulgaristandan geri babasının evine istanbula döndü. ilişki anlamında huzursuzluklar olsa da çok güzel 2 seneyi paylaştık. yeri geldi güldük yeri geldi ağladık. ve itiraf ediyorum ben belki de toyluğumdan olsa gerek fazla çocukça şeyler yapıyordum. bazen düşününce katlanması zor bir kişiliktim. ancak kendimde ki kusurları ne kadar fark etsem de bir türlü olduramadığımzı şeyler vardı. hayattan beklentilerimiz farklıydı özünde. bunu ne kadar görmek istemesek de sürekli önümüze bir şekilde çıkıyordu. son nokta ise 17 eylül 18.49 da gerçekleşti. ben tekrardan aile evime dönmek durumunda kaldım. üniversiteyi burada kazandım, hiç istemediğim o şey oldu. dgs sınavından istediğim başarıyı elde edemedim ve burada lisans eğitimime devam ediyorum. o süreçte uzak olmanın va o kaçtığımız şeylerin önümüze düşmesini bu kez inkar etmeden yollarımızı ayırma kararı verdik. esasında o verdi, ben istemedim ama üstünden geçen süreçte bunu yapmasının ikimiz için de en doğru karar olduğunun farkına vardım. ona bizzat edemesem de, burdan teşekkürlerimi iletiyorum ona. güzel şeyler paylaştık, yüzümü gülümsettiği her an için ona minnetarım. umarım ömrü boyunca çiçekli yollardan yürümek nasip olur. 

öyle işte, baktım ki ondan bahsettiğim bir yazı varmış, bu detayları da anlatmak istedim. bir de şunu fark ettim "anne" diye yazdığım yazıda annemsiz adım atamadığımı söylemişim. hala anneme çok düşkünüm, hala içimdeki o küçük kız çocuğunu yaşatmak için elimden geleni yapıyorum ama büyüdüm co, bunu belirtmeliyim. 2 sene tek başıma istanbul gibi bir şehire yaşamak bana bir olgunluk kattı inkar edemem. ki ben zaten maalesef her zaman yaşıtlarımdan olgun birisiydim. aslında maalesef değil ya iyi ki de öyleydim. çünkü her geçen gün bu çağa ait olmadığımı hissediyorum. 

geçtiğimzi eylül ayında yaşadığım o ayrılıktan sonra yaklaşık 1 aylık bir depresyon süreci yaşadım. inanır mısın bende kendimi ilk kez o kadar güçsüz gördüm. esasında mevlananın, 'onsuz olamam deme, seni onsuz da yaşatırım' cümlesinin örneğini teşkil ediyordum. yaşayamayacağımı düşündüğüm günlerin yarınından yazıyorum sana. yaşanıyormuş albayım (bu aralar poyraz karayel izliyorum da :p ) ama o 1 aylık süreçte ben benden bir şeyler kaybettim, yitirdim ve şu an sanki bir daha o hisleri yaşayamayacakmışım gibi geliyor. bunu şöyle örneklendireyim, artık daha az heyecanlanıyorum, dışarı çıkmaya alıştığım dönemde yine sadece evde olmak istediğim günlere geri döndüm. ama en önemlisi bir daha birisini sevemeyecekmiş gibi hissediyorum. bugün sabah annemle sohbet ettik demiştim ya hani. onun konusu da buydu aslında. öyle günümüz gençleri gibi daldan dala konan birisi değilim ben anlamışsındır, bir arayışta da asla değilim ama bazen bu his beni çok bunaltıyor. 

çok insan tanıdım yeni üniversitem sayesinde, yine malatya da tanıdığım kıymetli bir arkadaşım oldu. hatta bizzat bana açılmak olarak yaklaşan insanlar da oldu. hatta bir şey diyeyim mi sana, eylül ayında anneme bunu söylemiştim. anne ben çok mu çirkinim, neden kimse benimle konuşmuyor diye. aslında belki enerji olarak bunu çektim üstüme ama keşke çekmeseydim. çünkü insanların küstahlığı fazlasıyla canımı sıkıyor. ya nasıl desem ben denk geliş sonucu tanıştığım biriyle arkadaşlıktan sonra yaşayacaksam bir şeyler yaşamak istiyorum. insanlar elbette karşılıklı olarak birbirini beğenebilir ama direkt o amaçla insanların birbirine yaklaşması hiç benlik şeyler değil. bundan dolayı karşı cinsin davranışlarını kestiremiyorum, kendimi evime atıyorum en hızlı şekilde. çünkü burada bana zarar veren hiçbir şey yok. kitaplarım, yatağım, yastığım, filmlerim, dizilerim, oyunlarım ve en önemlisi ailem var. onların yanında şu an sadece kendimi ait hissediyorum. 

inkar etmeyeceğim şimdi, evet bir daha sevemecek gibi hissediyorum, bir daha birisine aşık olmak ihtimali bana çok uzak geliyor. belki de bunu koruma mekanizması ile yapıyorum bunu gerçekten bilmiyorum. ama bazen mutlu insanları gördüğüm zaman da içimin cız etmediğini söylemek doğru olmaz. bende açıkçası çok yakın arkadaşım olan, aynı hobileri paylaştığım bir insanla hayatımı paylaşmak isterdim. birbirimizi dibe çekmeyip, yukarı taşıyacağımız bir ilişki. ve birbirimiz ile geçirilen vaktin kıymetini bilen şekilde. bugün tam olarak bunu düşündüm, hani insanlar bazen ağzıdan çıkan cümleleri yaşarlar ya. şöyle örnek vereyim, tavşan dişli birisini beğendiğini düşünelim. ileride hayatını paylaştığı kişi tavşan dişli olabiliyor ya hani. bundan bahsediyorum işte. bazen açıkçası üzülüyorum buna. bende ağzımdan çıkan cümleleri yaşamak isterdim. istanbulda okumak, benzer hobiler taşıdığım insanlarla iletişim kurmak. illa ilişkisel söylemiyorum, çünkü yakın kız arkadaş eksiliği de yaşıyorum ve bunun başlıca nedeni okuduğum bölüm de olsa ben günümüz insanları ile kafa yapısı olarak uyuşamıyorum. bazen hep yalnız olacakmışım ve yalnız ölecekmişim gibi geliyor. 

belki buraya yazdığım bu yazıyı da birkaç sene sonra okuduğum zaman bunları gülerek, etrafımda benim gibi insanlar biriktirmiş olarak okurum ve o gelecekte umarım mutluyumdur. şimdi hatta uzun süredir ertelediğim, 5 sene sonraya mektubumu yazacağım. umarım gönlümden geçenleri yaşadığım bir gelecek beni bekliyordur. 

sana en önemli gelişmeyi söylemeyi unuttum. hayatımın tam orta noktasına oturan ve sevgisiyle beni hayata bağlayan bir yeğenim var artık. her şeye inat onun için bu dünyayı güzelleştirmeye devam etmek istiyorum, kendi payıma düşen şekilde. 

öyle işte co, benden bu kadar sanırım. kendine iyi bak.
luv uu (:

20 Nisan 2023 Perşembe

Anne

 Selam kırgınlıklarım.

söze nasıl başlanır, ne yazılır pek bilmesem de spontane giricem galiba. şu an kalbim çok acıyor. kendimi çok eksik ve yarım hissediyorum. genel de böyle zamanlarda sana sığındığım ve içimi döktüğüm için özür dilerim. mutluluklarımı değil de üzüntülerimi kalıcı kıldığım için de kendime kızgınım. 

sana yazmadığım günden beri o kadar çok şey oldu ki bunları dile getirmek bile canımı acıtıyor. çok büyük bir deprem yaşadık ve ülkenin 4te 1i bu felaketten etkilendi. maalesef bende o depremi bizzat yaşayanlar arasındaydım. ama yine de şükürler olsun ki bende ve ailemde bir şey yok. yakınlarımıza da bir şey olmadı. sadece evimiz biraz zarar gördü o kadar. ama o da halledilemeyecek bir problem değil.

bu süreçte annem çok yıprandı ve ben onun yanında olmak yerine hep karşısında durdum. desteğimi ona hiç gösteremedim. bunun için çok pişmanım. 26 şubatı başlangıç saydık pek bir netlik olmasa da o gün Beytullah ile sevgili olduk. Ve benim kendimi tanıyamadığım döneme giriş yaptık. o günden beri ben bambaşka bir insana evrildim. hedeflerim, ideallerim, düşüncelerim çok değişti. bu kadar köklü bir değişimi ben bile tahmin etmiyordum kendimde. bir insanın beni bu denli etkileyeceğini ve kararlarımda aklıma ilk gelenin birisi olacağını hiç düşünemezdim, ama oluyormuş. 

bugün ki kırgınlığım ise bundan yana. kırgınlık demeyelim de pişmanlık. ve galiba pişmanlık duygusunu ilk defa bu kadar derin yaşıyorum. bu süreçte annemle birbirimizden çok uzaklaştık. hatta o kişi için kavgalar da ettik, birbirimize küstük de. ve ben birisi için annemle böyle olacağımı hiç sanmazdım. ben anneme yalan söylemeye, onun o saf kalbini kandırmaya korkarken o kişi için anneme söylediğim hiçbir cümle gerçek olmadı. yalanlar silsilesi var şu an aramızda ve bu bana kendimi iğrenç hissettiriyor. 

bugün yaşanan farkındalık ve pişmanlık ise şunun üstüne oldu. Beytullah yolda giderken bana ses kaydı attı. annesi ile olan anılarını anlattığı ve ona karşı olan özlemini dile getirdiği bir mesajdı. şu an onun yanına gitmek için elinden gelen her şeyi yapacağını anladım sesinden. annesinden bahsederken ki ses titremesinden ona olan sevgisini çok net hissettim. ve mesafelerin onu çok yıprattığını anladım. ama daha çok ben onun hayatına girdiğimden beri annesine eskisi gibi yakın olamadığını anladım. ve bu durumun onun canını acıttığını, pişmanlık uyandırdığını içimde o kadar derin hissettim ki hala o ses titremesi aklıma geldikçe canım çok yanıyor. 

durum şöyle ki, evet üzüldüm onun için ama kendimde yaşanan aydınlanma canımı daha çok yaktı. o uzaktayken annesine umduğu değeri gösteremezken ben yanındayken yabancı oldum anneme. bunun farkına varmak bir yumru oldu ve oturdu boğazıma. aldığım nefes bile sanki boğazımı kesiyor gibi hissediyorum. 

Beytullah gelecek ile ilgili senaryolarını anlatınca kendimden çok utandım. bir an önce annesine kavuşmak, dizine yatıp tekrardan bir şeyler izlemek, mutfakta onunla yine yemekler yapmak istiyor. onu bir daha bu kadar özleyemeyeceği kadar sıkı sarılmak istiyor. bir daha ondan bu kadar uzaklaşmak istemiyor, hep yanında olmak istiyor ve yaşantısını ona göre ilerletmeyi planlıyor. uzaktan yabancı bi göz olarak bakınca onunla o kadar gurur duydum ki anlatamam. her annenin isteyeceği bir evlat çünkü. ama bir yandan da o istekleri bi bıçak darbesi gibi beni en hassas yerlerimden yaraladı. düşününce Beytullah ile işler biraz daha ciddileşince yani sevgili olunca ben ailemden çok uzaklaştım. isteklerimi ve hayatımın zeminini aileme yönelik değil de ona göre kurmaya başladım. ne bileyim o gün gün içinde yaşadığım her şeyi anneme anlatırken, gün içinde saatlerce sohbet ederken ben 2 aydır annemle yan yana oturmadım. ya da ailemden çok uzağa gidemeyeceğimi, yapamayacağımı düşünürken şimdi Beytullah ile yakın olacağım bir konumu düşlemeye başladım. o annesine kavuşmak, yakın olmak isterken benim annemden uzaklaşmaya çalışıyorum ve bu çok ama çok acı ve nankörce. 

ona kızamam asla çünkü bir insanın hayatta en değer verdiği şey ailesi olmalı. ne yaparsan yap sana kalacak olan ve seni terk etmeyecek olan tek bağ o çünkü. ama ben kendimden o kadar uzaklaşmışım ki varken yok olmuşum. hem kendime hem aileme bir yabancı olmuşum. annem seni tanıyamıyorum dediğinde ağırıma gitmişti ama bugün o gerçek ile öyle bir yüzleştim ki ben bambaşka bir insan olmuşum. gün içinde saatlerce onun ile telefonda konuşmam, mesajlaşmam onun olmadığı zamanlarda bile onu düşünmem. ailem ile yan yanayken ortamdan keyif almak için çabalamayıp onu düşünmem. bir an önce onun ile olan bir geleceğe adım atmak istemem. bu benim tanıdığım Senaya ait düşünceler değil. ben bu insanı tanıyamıyorum. o Sena annesi çok saf bir kalbe sahip olduğu için ve herkese inandığı için ona kızarken ve yalan söylendiğinde çok sinirlenirken şu an bizzat kendisi yalanlardan ibaret oldu. ya da ne bileyim annesinden ayrı kalmayı düşünemezken şimdi ondan uzaklaşmak için zaman kolluyor olması. bu düşünceler artık canımı çok yakmaya başladı. bir insan için bu kadar değişiyor olmam beni çok korkutuyor. şimdiye kadar ona dair hiçbir pişmanlık yaşamazken şu an baştan sona ona karşı kurduğum düşünceler pişmanlıktan ibaret. üzülmek ya da kırılmak değil de onun ailesi ile kavuşmak için can atarken benim ailemden kopup ona kavuşmak için can atmam taşları daha zeminden yamuklaştırıyor. 

aslına bakarsak geriye gidip düşününce bile yaptığımız kavgalar, tartışmalar, benim sitemlerimin temelinde bu olay yatıyor. sevgili ile yakınlarının ayrımını çok güzel yapabilen ve o dengeyi çok mantıklı kuran birisi ile o dengeyi asla kuramayan, her an onu düşünen ve ondan ilgi bekleyen birisinin çakışması çok olası. böyle bir durumda birbirimizi anlamıyor olmamız da çok olağan zaten. dediği gibi ben bu tür düşüncelerde fazla ergenim galiba. ve haddinden fazla fedakarlıkta bulunan bir insanım. ben sevgiyi objelerde arıyorum sanırım ve insanlara da öyle gösteriyorum. maddi açıdan yanında olduğumu hissettirme çabam, fazla ileriye dönük hayaller kurmam, derslerimi sevdiğim insanları o istemediği halde geri plana atmam sevgimi gösterip kanıtlama çabam hepsi başlı başına çok yanlış. ve bu yanlışın farkına onun hayallerini duyunca varmam daha da kötü. 

ne yapacağım, ne edeceğim bilmiyorum ama kendimi ona karşı frenlemem gerektiği çok aşikar. ve düşünceler açısından büyümem gerektiği de çok bariz ortada. 1 sene bilmem ne kadar zamandır hayatımda olan bir insanı aileme tercih etmem, hiç ayrılamayacakmışız gibi geleceğe dönük hayaller kurmam, hayatımın her anına dahil etmem falan ne bileyim hepsi o kadar saçma, yanlış ve çocukça ki keşke bunun farkına başından varmış olsaydım. 

bu yönden kendimi dizginlemek istememin en temel sebebi ise, o şu an ailesinden, sevdiklerinden uzakta ve bana ayıracak vakti kolayca bulabilirken hatta belki o vakitlerde yalnız olduğu için keyif alırken ben ailemin, sevdiklerimin yanında olduğum halde ve hatta bir sürü sorumluluğum, yapmam gereken şey varken ben hepsini boşverip ona yönelik bir hayat sürüyorum. bunu asla o istemiyor tamamen benim salaklığım. ama yarın ailesinin yanına taşındığı zaman bu dengelerin zıt işleyeceğine çok emin olduğum için o zamanlar canımın fazla yanmaması için benim kendimi frenlemem lazım. büyümem lazım. canımın yanmasından çok korkuyorum çünkü. 

bu iç dökmede en çok annemden, yoldaşımdan, sırdaşımdan, arkadaşımdan özür diliyorum. bizi birbirimize bu kadar uzak kıldığım için. hayatıma giren bir insan için sana karşı bu kadar köklü değiştiğim için çok pişmanım. umarım tekrardan sana eski Sena gibi hissettirebilirim. ve umarım bu yanlışlarım için beni affedebilirsin. sen her zaman benim önceliğim, sonsuzum ve vazgeçilmezim olacaksın. hep dediğim gibi ilk ve son aşkım sensin benim. ve yine sana söz veriyorum hiç kimse için senden vazgeçmeyeceğim. sana senden vazgeçecekmişim gibi hissettirdiğim için defalarca kez özür dilerim annem.

12 Aralık 2022 Pazartesi

Spontane

 Hey, bayadır görüşemiyorduk. 

Yine bi iç dökme ve son zamanlarda ki hayatımdan bahsedip buradan ufak ufak kaçacağım. Son zamanlarda hayatımın pek iyi gittiği söylenemez, çok yoğun ve dolu geçiyor. Bu tempoya ayak uydurmak ile uğraşıyorum denebilir. Hala uyuduramamam ne komik di mi? 

Ev-okul arası mekik dokuyup duruyorum. Ayda bir falan da sinema etkinliği yapıyorum. Bana zevk veren nadir şeylerden olduğu için. 2 gün önce 'kurak günler' filmine gittim. Ve cidden çok ama çok etkilendim. Şayet okuyan olursa diye ufak bi bilgilendirme geçmek istiyorum sadece. Sinematografi dikkatini zi çekmiyor ve sonuç odaklıysanız size göre bi yapım değil. Çoğu şeyin cevabı filmde yer almıyor ama içinize dönüp bakınca hepsine ait bir yanıt olduğunu anlıyorsunuz.

Burdan başka konuya atlayacak olursam çok kırgın birisi olduğumdan bahsetmiştim. Bu ara yaşadığım kırgınlıklar çevremde ki insanların hayatı yoğunlaşınca bana gereken, istediğim değeri ve ilgiyi vermemesi oldu. Ben yoğunluk içinde bile vakit oluşturma çabasına girerken onların ellerini bile kaldırmaya yeltenmemeleri çok kırdı beni. Ama ne yalan söyleyeyim, güçlendirmedi de değil. Artık yere daha sert bastığımı hissediyorum, artık omuzlarım daha dik yürüyorum. 1, 2 kişi dışında kimse olmadan hayatıma devam edebilirim. Şu an için bana kitaplarım, oyuncaklarım ve dvdlerim yeterde artar bile. Hayat üçgenimi bu 3 unsur oluşturabilir. Tabii bilgisayarım da olsa fena olmaz. İzleyeceklerim tükenmez en azından (: 

Mutluluğu canlılarda değilde objelerde ya da hayal dünyasında bulmak emin olun çok daha güzel. Ben deniz Ann Elric, size kendi kendiniz ile barışık olup, evde kendi başınıza güzel vakit geçirmeyi öğrenmenizi tavsiye ediyor ve kaçıyorum. 

Hadi koşun, The Beatles - Yesterday dinleyerek hayal dünyanıza doğru yol alın.

LUV U

27 Temmuz 2022 Çarşamba

kırgınlık

selam, yine ben. 

buraya çok fazla yazı yazdım ilk attığım yazıdan beri ama hem atmaya cesaretim olmadı hem bahçe evimizde internet problemi olduğu için çoğu şeyi içime gömdüm. yazıları da tuz buz ettim denebilir.

bugün de şuan sabah 10 sularında artık içim içimi kemirirken telefonumun internetine bağlanıp içimi boşaltmak istedim. 

ömrümün en zor günlerini yaşıyor olabilirim şu sıralar. üniversite sınavının sonucu umduğum ve istediğim gibi gelmedi. minik çaplı bir şok yaşadım, şu sıralar da kendimi toparlama evresindeyim. ama bu toparlama evresinde beni en çok zorlayan şey yanımda olduğunu düşündüğüm insanların parmak şıklatırcasına yanımdan yok olması oldu. 

şuan beni en büyük şoka uğratan kişiyi size kimlik vermeden açıklayacağım. yaptığı hareketler neticesinde beni haklı bulacağınızı umuyorum. en azından ummak istiyorum. 

arkadaşlığımız şubat ayında başladı, anonim bir site üzerinden rastgele tanıştık. çoğu yönümüz birbirimize benzediği için bu arkadaşlığı anonimden çıkartmaya karar verdik. ardından Instagram adreslerimizi birbirimiz ile paylaştık. o zamanalar ya şubatın son haftası ya da martın ilk haftası olması lazım. en başta da söylediğim gibi üniversite sınavına girdim, bundan kaynaklı sosyal medya hesaplarımı kapatma kararı aldım, derslerime mani olmaması adına. o sırada içim buruk ayrılıyorum ama bir yanım da sohbetini çok sevdiği için numarasını ya da başka bir şey teklif etmesini umdu. öyle olmadı, olmaması da normaldi aslında 2 haftadır konuştuğun insana numaranı ya da başka bir sosyal mecranı teklif etsen kınanırsın zaten. sadece bir beklenti oldu benim için. ardından vedalaştık, ne kadar vedalaşmış olsak da aklım kaldı denebilir. anonim bir hesabım vardı ınstagram'da dersler ve birkaç beğendiğim kişi için kullandığım. vedanın ardından 1 gün geçmedi bile herhalde, o anonim hesabımdan yazdım. kendimi de baya aştım esasında pek yapacağım hareketler değil. saatler sonra yanıt aldım. konuşmaya devam ettik. sohbet muhabbet bir şekilde akıyordu. başta derslerimi aksatmadım ama ileriki süreçlerde beraber film/dizi izleme etkinlikleri ufaktan derslerime mani olmaya başladı. ama tabiki karşı tarafı suçlamıyorum, bu benden kaynaklıydı. insan sınav sürecinde etkinliklere çok fazla istekli oluyor. neyse neyse en son ınstagram üzerinden mesajlaşmak yordu, arada kasmasından kaynaklı. numaralarımızı verdik birbirimize sohbeti wp'ye taşıdık. bu süreçte arkadaşlığını ve insanlığını çok beğendiğim için sosyal mecralardan (twitter gibi) takibe aldım. verdiğim değerden kaynaklı hakkında bir şeyler öğrenmek istedim. az buçuk yardımcı oldu. neyse efenim bu sohbet uzun bir süre devam etti ta ki mayıs 17de ben ortalardan kaybola kadar. artık kafama baya dank etti ve herkesle (ailem de dahil) iletişimi kesip kendimi derslerime verdim. günde 16-17 saate kadar çıktım, uyku hak getire.  mayıs 17den haziran 20ye kadar ortalardan kayboldum, telefonumu neredeyse hi çelime almadım. açıklama yapmadan ortadan kaybolmam belki garip ve yanlış oldu ama sınavım için bunu yapmam gerekiyordu. haziran 20ye gelelim tekrardan bu arkadaşım ile konuşmaya başladık. yakınlığımızdan hiçbir şey eksilmemişti. ama ister istemez minik de olsa bir soğukluk girmişti. ikimiz de kendi evlerimizde olduğum için birbirimize bolca vakit ayırabiliyorduk, bir şey izlemek için, sohbet muhabbet etmek için falan. ben anneme de bahsetmiştim zaten ondan 'X' ile konuşuyorum diyince rahatsızlık vermiyorlardı. neyse efenim ardından karşı taraf 'X' kişisi şehir dışına çıktı, belli ziyaretler ve tatil için. benden ondan birkaç gün sonra memlekete, bahçe evimize geldim zaten. işte olayların patladığı yer tam olarak bu zamanlar. kendisi yakın çevresi ile çokça vakit geçirmeye başlayınca a buz değil baya baya beni geri plana hattı. gözlük aldım, kendisi aldığı zaman ben seçimine yardımcı olurken aldığım gözlüğün modelini bile sormadı. birlikte izlediğimiz diziye bensiz devam etti falan filan. ilk yazımda bahsettiğim gibi uçan kuşa bile alınan bir karaktere sahibim ve bunlar beni çok ama çok yıprattı dostluğumuza olan güvenim açısından. arka planda sorun ve problemler de devam ediyordu en son geri plana atılmaya dayanamadım ve araya mesafe koymak istedim kendimce. biraz resmi davrandım normal hallerime göre. bu arada o resmiyeti herkese taşıdığım çünkü bir kişi insanın duyguları ile oynayıp, onu kırınca başak insanlara da güveni zedeleniyor insanın. neyse efenim sonradan fark etti uzun bir mesaj yazdı 'eskisi gibi değilsin, sticker, random, resim hiç atmıyorsun. değiştin. uzun süredir farkındayım.sana vakit ayıramıyorum ama hep aklımdasın. benden kaynaklı ise kusura bakma. başka bir durum varsa da dinlemek isterim' tarzında bir yazıydı. bu yazıda tek gözlerimin odaklandığı cümle -uzun süredir farkındaydım- oldu. madem farkındaydın neden sormadın? neyse artık bir kıymeti de kalmadı nazarımda. sana vakit ayıramıyorum yazısı da etkiledi tabii, belli ki farkındaydı hal hareketlerinin. evet insanlık hali geç yazılabilir ve daha bir çok şey yaşanabilir burda ona da kızmıyorum. kapının önünde oturdum telefon çeksin ki mesajını göreyim, kaçırmayayım dedim 3, 4 günün ardından üşümeme ve telefon başında beklememe değmeyecek bir arkadaşlık olduğunu çok iyi analdım. hıı bak şeyi atladım o uzun mesajının ardından bende cevaben 'herkesle arama mesafe koydum, kimse iyi niyet ve samimiyetime değmiyor onu anladım. konuşmaya ara vermeyi bile düşündüm' gibi şeyler dedim. ardından birkaç bir şey sordu bende en son boşver ya buda her şey gibi gelir geçer dedim ve 'PEKİ SEN BİLİRSİN' yanıtını aldım. sonraki gün hiç konuşmadık. ondan sonraki gün yazdı ve afedersiniz ama küstahça hiçbir şey olmamış gibi devam etmeye çalıştı. o tavırlarımdan salak bile anlardı kendisine kırgın olduğumu. ben kısa, soğuk ve isteksiz mesajlar yazmaya devam ettim. en sonra bomba patladı zaten, bir sabah uyandım ve sınav sonuçları açıklanmış. o sonuç beni yerle yeksan etti ve telefonu hiç elime almadım ailem ile konuşmak dışında. kimseye cevap vermedim. bu dediğim şahıs da 'sınav sonuçları açıklanmış, umarım sonuçların çok güzel gelmiştir' gibi bir yazı yazmıştı. diğer insanlar gibi ona da cevap vermedim, konuşmaya hiç mecalim yoktu. konuşmayı geç yeme içmeye yoktu, sonuç beni şok etti. insan emeklerinin karşılığını alamayınca çok yıpranıyor, bu hissi bilen vardır. aradan 2 gün falan geçti mesajına dönmediğim herkes bir daha yazdı ya da aradı ama o yazmadı. ki ben onun zor durumlarında, aile, okul, yurt dışı sıkıntılarında uzaktan da olsa hep destek olmaya çalıştım. gün boyu konuştuğun insan sınav sonucunumu 1 mesaj ile sorup, arından daha yazmayınca alındım haliyle. 18inden beri konuşmuyorum, bugün 10. gün ve bu 10 gün içinde kafam da ki taşlar çokça yerine oturdu. haddinden fazla değer vermişim. ve artık bitti, keşke tanımasaydım da bu hisler ile boğuşmak zorunda kalmasaydım diyorum. bu zor zamanımda yanımda olmayan, sınav sürecime bizzat şahit olup da yazmayan, ben burda mesaj gelir diye gecenin bir vaktine kapıda bekleyeyim o bir mesajı çok görsün. ne bileyim ya, bu sefer iyi bir arkadaşlık edineceğime inanmıştım. ama inanmamak ve böyle sağ gösterip sol vuran. insanlara kanmamak lazımmış onu çok ama çok iyi anladım. 

bu konuşmayı kestiğimiz süreçte kendisi ile olan mesajlarımı sonuna kadar okudum, sayfalarını inceledim insanlığını ve karakterini daha iyi anlamak ve hatam varsa şayet bilip, ona göre davranmak için ama incelemelerim arından ben meğersem 6 aydır esasında tanımadığım bir insan ile görüşüyormuşum. ikili arkadaşlık ya da sevgililik ilişkilerinde belli takıntılarım var saçma da olsa. abaza erkekleri hiç sevmem özellikle 'no context sexting' sayfasını takip eden. sonracığıma paylaşımlarını fark edilmek ve ilgi görmek için yapan.kız ise bolca erkek, erkek ile bolca kız takip eden insanları hiç sevmem. bir nevi ortamcı ve ilgi manyağı insanlar oluyor. ve son olarak takipçi sayısı takip edilen sayısından fazla olunca havalı olduğunu zanneden güruhdan nefret ama nefret ederim. birkaç arkadaşım öyleydi, uyardım ve fikrimi mantıklı bulup tanımadığı, belki lazım olur diye sayfasında ekli tuttuğu insanları çıkarttılar. kimseyi fikirlerimle etkilemek istemem ama çok aptalca bir şey. bu yazdıklarımın hepsi o 'X' kişisinde varmış ve bu 10 günlük süreçte bunu anladım. 6 ay boyunca fark etmememiş olmama kızdım. zaten böyle bir insandan ne bekleyebilirsin ki. kimseyi kınamak ve hareketlerine, takip ettiklerine vs göre kınamak istemem ama anlaşılıyor ya apaçık kız düşkünü bildiğimiz erkeklerden olduğu. neyse tanımadığım doslarım işin özü böyle işte haddinden fazla değer verdiğimi bu sınav sürecinde bana mani olsa bile hayatımda tuttuğum insanın bana yaptığı hareketler böyle idi. ufak kırgınlıklara da girersem eğer bardak çok feci taşar. bu kadar yeterli. artık hayatımdan çıkardım, ne kadar beni yıpratmış olsa da en azından kibar ve düşünceli birisiydi son 1 ay dışında. sınav sürecimde beni bekledi o ortadan kaybolduğum dönemde falan. bu anlattıklara göre duygusuz biri gibi gözükse de aslında duygusal bir insandı bana karşı. ama bu kırgınlıkların üstüne artık konuşmayacağım bir insan, çok yıprandım şu son1 ayda. kendini komple hayatımdan çıkaracağım. öyle olursa çoğu şey daha da kolaylaşır ikimiz için de. okumayacak olsa da kendisine yaşattığı güzel hisler ve desteği için çok teşekkür ediyorum. iyi yerlere gelmeyi hak eden bir insan ama arkadaşlığımız olmadan bu yolda devam etmeli. allah yolunu bahtını açık etsin inşallah. 

öyle işte dostlarım bugün 'X' şahısı üzerinden içimi dökmek istedim, azıcık da rahatladım denebilir. okuduysanız çok teşekkür ederim.

LUV U.

11 Temmuz 2022 Pazartesi

Merhaba. Bu camiaya fazla hakim değilim. Ama artık yalnızlığı doruklarda yaşarken, içimde ki hisleri bir yere dökmenin bana iyi geleceğini düşündüm. Site'yi daha önceden de takip ediyordum ancak yazılarımı paylaşma cesaretinde bulunamamıştım. Dün Captain Blues'dan gaza gelerek ne bekliyorsun, hadisene dedim kendime ve bende artık siteye giriş yapmış bulunuyorum. 

Kendimden biraz söz edip, geçmişime inicem müsadenizle. Ben deniz Ann Elric. 20 yaşında hayata tutunmaya çalışan bir gencim. Gelecek kaygısı ve karmaşasının içinde kaybolmuş, ne yapacağını bilmez bir vaziyetteyim açıkçası. Hayatımda çok fazla belirsizlik hakim. Kısa sürede artık taşların yerine oturmasını ve düzene girmesini umuyorum. Neyse neyse kendimi anlatmaya geçeyim.

Çok fazla duygusal, olabilecek en içine kapanık, en sulu gözlü, en alıngan (uçan kuşa bile alınan) ve kalabalıklardan çekinip, göze batmayı sevmeyen bir insanım. Haa ek olarak da aileme çok feci düşkünüm. Küçük bebekler gibi, onlar olmadan yapamıyorum. İlgi alanlarım amatörce çizim yapmak, dizi/film izlemek, bir şeyler dinlemek ve bir şeyler okumak. Hobi sayılır ise uyumaya da bayılırım. Ve amatörce olan çizim ilgimi de profesyonele taşımak istiyorum ama bu konuda kendime yüklenmek istemiyorum, içimden geldiğince ilerleyeceğim bir alan olsun istiyorum, öyle işte. Günümüz gençlerinden biraz farklı olarak da çok evcimen birisiyim. Evden çıkmayayım yeterli benim için. Kitaplarım, kalemim, oyuncaklarım, bilgisayarım ve ailem hayat döngüm için bana yeterli oluyor. 

Eğitim öğretim hayatından hep nefret ederdim, kendimi çok acındırmak istemiyorum ama lise hayatına kadar hatta lise 1 de dahil olacak şekilde hayatımda çok fazla zorbalık oldu. Bu zorbalıklar da beni içe kapanık bir hale getirdi. Lise zamanları biraz toparladım, çok güzel insanlar kazandım ama tabii başlarda yine zorbalığa uğramaktan korktuğum için hep mesafeliydim insanlara karşı. Gerçi hala da öyleyim, hayatıma yeni insan sokmakta çok fazla endişelerim var. 

Bu içe kapanık olma dönemim daha çok ortaokula başlangıç senem de taşınmamız ile gerçekleşti. İlkokulda az çok arkadaşım vardı, oyunlar oynardım ama orta okulda taşınmamız ile hayatım geriye doğru ilerledi. Daha fazla içine kapanık, parkta çocuk varsa asla çıkıp oynamayan, düz duvarı izlemeyi zevkli hale getiren bir insana evrildim. Açık konuşmak gerekirse bu içe dönüklük derslerime de yansımıştı ve çok başarılı bir öğrenci değildim. Ta ki teog gerçeği ile yüzleşene kadar. Neyse durun daha öncesini de azıcık anlatayım. Teog gerçeği ile yüzleşmemin öncesi orta 1, 2, 3ü okuduğum okulda hat safha da zorbalık gördüğüm için son sene artık bana ve aileme tak etti ve okulumu değiştirme kararı aldık. 20 yıllık ömrümde verdiğim en iyi kararlardan birisi olabilir. Ha orda tanıştığım insanlar hayatımda mı, hayır. Ama en azından karakterimi oturtmamda ve kendimi bulmamada çok yardımı olan bir okul oldu. Ve okula karşı minicik de olsa bakış açımı değiştirdikleri için çalışmaya başladım ve neticesinde güzel bir lise kazandım. Ve inanın benden hiç beklenmeyecek bir durumdu. Lise kazanmama bile şaşırdılar. Sonrasında lise hayatına giriş yaptım, başta kendimi herkesten korumaya çalıştım, kullanılmaktan korktuğum için ama neticesinde karşıma çıkan insanlar yüzümü güldürmeyi ve gerçek beni onlara yansıtmamı sağladılar. Tabii her güzel şeyin sonu olduğu gibi korona'nın hayatımıza girmesi ile yollarımız ayrıldı. Son sınıfta zaten yine okulumu değiştirdim, orada da geçmiş senelerde olduğu gibi çok mutlu olduğum söylenemez, boşu boşuna ortam değişikliğine gitmiş oldum. Ve neticesinde en azından zorunlu okumam gereken dönemi bitirmiş bulundum. 

Ayrıca şu detayı da eklemek istiyorum, liseyi okurken o ortamı ve insanları hiç özleyeceğimi zannetmezdim ama güzel dostlarım sayesinde bu düşüncemde yanılmış oldum ve şu an geçmişi düşününce özlediğimi fark ediyorum. 

'Lise son sınıfsın, son cumasının hüznü var içimde.'

Kendimle ilgili eklemek istediğim büyük detaylardan birisi de sevdiklerene her zaman çok düşkün ve bağlı bir çocuk olmuşumdur. Bundan ötürü ayrılıklar her zaman beni çok zorlar. Ama artık hayatın bir kanunu olduğunu anladığımdan beri buna alışmaya çalışıyorum. Ve bir de ben çok heyecanlı ve stresli bir çocuğum. Neden çocuk dedim, çünkü çocuk olmayı ve büyümemeyi çok seviyorum. Hala da büyümüş sayılmam; oyuncaklar ile oynamayı, yastığıma sarılıp uyumayı ve annemsiz bir yere gidememeyi başarmış değilim. Zaten herkesin ortak fikri olarak hala 'çocuk' damgasını da yiyorum sık sık.

Neyse neyse çok detaya daldım. stresli olduğumu belirtme sebebim bu sene 2. üniversite sınavıma girdim ve gerçekten stresli olmak çok yorucu bir şey. Sınava girmeden 1 hafta öncesi bende yok zaten. İstifralar hat safhada olan bir dönemdi. Zaten ufacık streste direk midem bulanır ve karnıma sancı girer. Ufacık stres abimin şehir dışından gelmesi ve ona olan derin özlemim bile olabiliyor. Gerisini siz düşünün artık. Hayatın her noktasında bu kadar heyecanlı ve stresli olmak gerçekten artık beni çok yıpratıyor. Şu aralar yine stresliyim, sınav sonuçlarının açıklanmasına az kaldı ve en başta dediğim gibi hayatımda belirsizliklerin çok fazla olması beni çok yıpratıyor. Umarım iyi olur. Bu yazıyı yazarak az da olsa stresimi hafifletmiş gibi hissettim kendimi :) 

Eğitim öğretim kısmını atlarsak hayatım yukarıda anlattıklarımdan fazlası değil pek. birkaç arkadaşı olan ama genel de yalnız ve içe kapanık bir çocuktum. Bundan kaynaklı galiba aileme olan düşkünlüğüm ve duygusal, sulu göz olmam. Ya bu arada gerçekten sulu göz olmak da çok yoruyor mutluyken, üzgünken, stresliyken, kızgınken hemen göz yaşlarım şıpır şıpır damlıyor. Stres ve sulu gözlülük açısından anneme çekmişim biraz. Bazen keşke babama çekseydim demiyor değilim. 

Okul öncesi dönemde de çok akıllı, sessiz sakin bir çocukmuşum anlatılanlara göre. Ağladığım anlar çok nadirmiş, birazcık da tombik bir çocukmuşum ama allahtan gittikçe zayıflamışım. Gerçi son 2 sene sınav stresinden biraz kilo almış olsam da, takmıyorum çok. Kilo değil mi, verilir bir şekilde. 

Daldan dala atladığım bir yazı oldu, yazsam daha anlatacak çok şey varda nasıl olsa artık beraberiz. Anlatacak çok zamanımız var. Umarım kendimi güzel bir şekilde anlatıp, açıklayabilmişimdir. vermediğim detaylar da vardı elbette ama dediğim gibi berlisizlikler gittikten sonra zamanla açıklayacağım her şeyi. 

Neyse, şimdilik bu kadar. Bu yazı da böyle burada kalsın. 

LUV U


Yeniden

merhaba co; nasılsın? umarım iyisindir. bugün uyandıktan sonra oturma odasına, annemin yanına gittim. öylesine sohbet ettiğimiz esnada konu ...